Kazan Kentinin Haber Kaynağı

KazanKent, Kazan Haber, Kazan Kent

Bel ağrısını azaltmanın 5 yolu

Her insan hayatının herhangi bir döneminde mutlak surette bir kere olsun bel ya da boyun ağrısı çeker. Bunun nedeni öncelikle mekanik bel ağrısı ya da boyun ağrısı dediğimiz olaydır. Hatta görülen bel ve boyun ağrılarının yaklaşık olarak yüzde 98’i mekanik bel ve boyun ağrılarıdır.
Siz de masa başında çalışıyor ve akşam eve gittiğinizde beliniz ve boynunuzun ağrısından duramıyorsanız sorununuz sandığınız kadar hafife alınacak bir durum değildir. Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz Memorial Hastanesi Nöroşirurji Bölümü’nden Op. Dr. Metin Güler, bel ve boyun ağrıları hakkında bilgi verdi.
Sürekli bel ağrısı varsa hangi hastalıklardan şüphelenmek gerekir?

Mekanik bel ve boyun ağrısı omurganın yani boynun ve belin omurgasını tutan kasların tutulmasına bağlı olan, kişinin mesleği, yaşam tarzı, hayata bakışı gibi nedenlerden ya da cereyan, rüzgar, klima gibi maruz kaldığı dış etkenlerden olan ağrılardır. Bu ağrılardan dolayı kasların tutulup gerilip çekmesi sonucu omurganın C yapısını bozmasından dolayı ağrı çeker. Bu daha çok mekanik bel ağrısıdır. Sürekli bel ve boyun ağrısı çeken insanların mekanik mi yoksa gerçekten bir sinirin basısına bağlı olan ağrı olup olmadığını araştırmak gerekir. Teknolojiden yararlanarak bunu tespit etmek mümkündür. Eğer hastada ikinci bir ağrı şekli olan radyoklopati varsa bu çok önemlidir. O zaman tedavi edilmesi şarttır. Tedavi edilmediği zaman ciddi sorunlar yaratır. Sürekli ağrıları olan bir insanda muayene çok önemlidir.
kazan kentkazankentkazankent.com
En sık görülen ağrı nedenleri:
1- Mekanik ağrılar
2- Radyoklopati (fıtıklara bağlı olana ağrılar),
3- Tümör gibi nedenlere bağlı ağrılar,
4- Travmaya bağlı ağrılar

Bel ağrısını azaltmanın 5 yolu

Oturan insanlardaki bu rahatsızlıkları azaltmak için ne yapılmalı?

İnsan vücudunda omurga dümdüz değildir. Dümdüz olsaydı zaten yürüdüğümüzde bütün o yürüyüşü beynimizde hissederdik ve yürüyemezdik. Omurgaya yandan bakıldığı zaman S şeklindedir yılan kavisidir. Yani boyun C şeklindedir sırt ters C şeklindedir bel tekrar C şeklindedir. Şimdi farkındaysanız yeni büro koltuklarında beli korumak için bir kavis var. Yandan çevirdiğiniz zaman belinizin o çukurunu dolduran düzenekler var. Bunlar kronik bel ağrısını engellemek için geliştirilmiştir. Kişi çok oturan bir meslek grubuna sahipse;

1-Bir saat oturduksan sonra 10 dakika kalkıp dolaşmalı değişik hareketler yapmalıdır.
2-Duruş oturuş bozukluklarına dikkat edilmesi gerekir.
3-Bulunduğu ortamdaki hava koşullarına dikkat etmesi gerekir. Cereyan, klima gibi etkenlere maruz kalınmamalıdır.
4-Bilgisayar başındaki kişiler kalın mouse-pad kullanmalı dirseğini dayamadan dirsek dışarıda kalacak şekilde mouse kullanması gerekir.
5-Saatlerce bilgisayara bakmaması gerekir. Çünkü insan gözü bilgisayara baktığı zaman normal görüyorken bunu kamerayla bu kaydı yaptığınızda çeşitli dalgaları göreceksiniz. Bu gözlerin kasını da yorar. Görme bozukluklarına yol açar. Bilgisayarın radyasyon açısından da insan vücudun zararı vardır. O yüzden bilgisayardan mümkün olduğunca kaçmak gerekiyor.

Oturuş pozisyonuna dikkat!

Bel ağrısı çeken birisi neler yapmamalıdır?

Ağrıları azsa öncelikle kişinin duruşuna, oturuş bozukluklarına dikkat etmesi gerekir. Ancak bu ağrı sıklığı artıyorsa ve ilerliyorsa bir beyin cerrahı ya da bir fizik tedavi uzmanına giderek muayene olması, kabinde de MR, tomografi ya da herhangi bir görüntüleme yönteminden yararlanılarak ağrının nedeninin tespit edilmesi gerekir.

Ağır kaldırma bel ya da boyun ağrısını artıran nedenlerin başında yer almaktadır. Ancak duruş-oturuş bozuklukları da bel- boyun ağrılarının daha fazla görülmesine neden olmaktadır. Bir hamalla bir bankacıyı kıyaslandığında bir bankacının daha çok bel ve boyun ağrısı çektiği gözlemlenmektedir.

Masaj yaptırmak bel ağrısı için yararlı mıdır?

Ağrı, kasın gerilme ve tutulumuna bağlı bir ağrıysa masaj, kasları kısmen de olsa gevşeteceği için yararlı olabilir. Tabi masajın bir fizyoterapist tarafından yapılması gerekmektedir. Aksi taktirde bilinçsiz bir şekilde yapılan masaj çok daha ciddi sorunlara neden olabilmektedir.

Hangi egzersizleri yapmak gerekir?

Bel ve boyun ağrıları için en güzel egzersiz yüzmedir. Eğer bir kişi bel ve boyun ağrısı çekiyorsa kasının gerginliğini azalttıktan sonra kasın gerilmesine bağlı olarak zaten ağrı ön plana çıkar. Çünkü ağrı bir alarm yöntemidir. Vücutta bir sorun olduğunda kas gerildiği zaman ya da tutulduğunda vücut alarm çalar. Ağrı aslında bir uyarıdır. Ağrı olduğunda ağrı kesici alınır ve evin alarmı kapatılmış, hırsıza evin kapısı açılmış olur. Hırsıza evi açınca sorun aslında kesilir gibi gözükür, ancak sorun devam ediyordur. Tam tersi olay içeride büyüyordur.

Yüzme imkanı olmayanlar için?

Yüzme imkanı olmayanlar için fizik tedavicilerin güzel egzersizleri var. Bel ve boyun egzersizleri farklıdır tabi ki. Egzersizler, şekiller, şemalar şeklinde verilir. Masa başında bile yapılabilen çok basit güzel egzersizler var. Bunlar günde yaklaşık olarak 30-40 kere rutin halde yapıldığı zaman bel ya da boyun ağrıları için çok faydalı olur. Ama yine de en güzel egzersiz yüzmedir.

Masa başında çalışan biri bel ağrısına karşı hangi önlemleri almalıdır?

Masa başında oturmak kadar kötü bir şey yoktur. Çünkü sorun şu; yine bir bankacıdan örnek verecek olursak, 8 saat boyunca masa başında çalışıyorsa, bulunduğu ortamda hep aynı pozisyonda kaldığı için çok çalışan kaslar yorulup tutulmaya maruz kalır. Hele bir de ortamda klima varsa ya da arkasında bir cam açıksa, kasların tutulması daha da hızlanır. Bu durumun oluşmasını engellemek için, masa başında çalışan bir insanın bir saat oturduktan sonra en az bir on dakika kalkıp yürümesi ve değişik vücut hareketleri yaparak kaslarını çalıştırması gereklidir. Kalkıp gerilmesi masa arkadaşının yanına gidip dosya göstermesi tuvalete gitmesi ya da yerinden kalkıp o hareketsiz durmaması başka kasları çalıştırması önemlidir. Bunun dışında fizyoterapistlerin ya da fizik tedavi uzmanlarının vereceği masa başında yapılabilecek bazı egzersizler de vardır. Üstelik bu egzersizler kişinin günlük iş performansını engelleyecek egzersizler değildir. Çalışırken bilgisayar başındayken ya da bir yazı yazarken bile yapabileceği basit egzersizlerdir.

Ne zaman bel fıtığından şüphelenmek gerekir?

Gerçek anlamda hastaların yüzde 2’sinde bel fıtığı vardır. Bel fıtığı, sinire olan basının ağrısıdır. Hangi seviyede bir bası varsa o sinirin basısına ait bacakta ya da ayaklarda sorunlar çıkacaktır. Bu durumda ağrı, uyuşma ya da kireçlenme olabilir. O sinir aynı zamanda kablodur. İletim kopacağından ya da azalacağından sinirin hedefi olan kas çalışmayacağı ya da az çalışacağı için o kasın bir nevi felcine doğru gitmesi durumudur.

Krampları da katabilir miyiz?

Krampları her zaman katamayabiliriz. Çünkü kramp kasın yorgunluğudur. Kası çok yorduğunuz zaman da kramp olabilir. Bu bir tutulum değildir. O kasın yorgunluğu laktik asit birikimine bağlı bir ağrısıdır. Kası dinlendirdiğimiz zaman geçiyorsa bu kramptır. Kramp, magnezyum eksikliğinden, bazı hastalıklardan, metabolik ya da elektronik bozukluğundan da olabilir.

Refleks kaybında ameliyat şart

Bel fıtığı için tek çare ameliyat mıdır?

Değildir tabi ki. Bel ağrısı çekenlerde fıtık oranı yüzde 2’dir. Bu yüzde 2’lik oranın yüzde 1’inin ameliyat olma ihtimali vardır. Her fıtık olanın ameliyatla düzeleceği tamamen yanlış bir bilgidir.

Kesin ameliyatı gerektiren durumlar:
1-Bel fıtığı hastalarında herhangi bir tedaviye rağmen hiçbir şekilde kişinin ağrısının geçmemesi.
2-Kişide o sinirin tutulumuna bağlı kasın görevini yapmaması yani o sinirin felç olması.
3- Refleks kaybı. Kişideki o sinir refleksini kaybettiği zaman biz bunu muayenede tespit edebiliriz refleks kaybı felce gitmenin bir belirtisidir
4-İdrar kaçırma en büyük problemlerden birisidir. Çünkü idrar kaçırma ya da cinsel fonksiyonlarda azalma olduğu zaman o artık son duraktır bu durumda ameliyat yapılabilir. Zaten cinsel fonksiyon azalması, idrar kaybı başladığı zaman ameliyat yapsanız bile çok geç kalınmış olabilir. Cinsel fonksiyonların azalması tamamen sakrar sinirler dediğimiz köklere vuran sinerolon basıdan kaynaklanıyor. İdrar kaçırma da öyledir.

Ağrı kesiciler bel ağrısına faydası olur mu?

Elbette geçici olarak faydası olur. Kişi çok ağrı çekiyorsa yapılan tedavilerin bir kısmında ağrı kesiciler geçici olarak kişinin hayat konforunu düzeltmek için gereklidir. Fakat sürekli ağrı kesici kullanmak vücudun savunma, dolayısıyla ikaz belirtisi olan ağrı alarmını kapatmak anlamına gelir. Kanda ağrı kesici olduğu sürece kişi ağrı hissetmediği için belinde sorunu yokmuş, sanki tedavi olmuş gibi hisseder. Ağrı kesiciler sürekli kullanıldığı zaman alarmı kapattığı için sorunun büyümesine yol açar. İlk zamanlar kişinin konforunu sağlamak için verilebilir ancak sürekli olarak ağrı kesiciyle müdahale etmemek gerekir. Bel ağrısında da fıtıkta da kişinin ağrısını kesmek için ağrı kesicilere çok fazla yönelmemek gerekir.

Ağrı kesicileri fizik tedaviyle önerir misiniz?

Elbette. Geçici dönem için önerilir ama tedavi bittikten sonra onu da kesmek gerekir.

Spor yapmak bel ağrısının artmasına neden olur mu? Hangi sporları yapmak gerekir? Hangi meslek gruplarında bel ağrısı daha fazla görülür?

Spor yapmak bel ağrısına neden olur. Ağır yapılan sporlar halter kaldırma ya da spor merkezlerinde mekanik aletlerle yapılan özellikle dik pozisyondaki oturur ya da ayaktayken yapılan ağırlık kaldırma sporları bel ağrısını ciddi anlamda artırıp fıtığa bile yol açabilir. En güzel örneklerinden birisi mekiktir. Mekik bel fıtığını artıran en büyük nedenlerden biridir. Yükü bir omurgaya bindirip iki omur arasındaki disk dediğimiz kıkırdağı ezecek sporlardan kaçmamız gerekir. Oturur pozisyonda ya da ayaktayken ağırlık kaldırma sürekli kronik olarak ağırlık kaldırma sorunu artıracaktır. Ağırlık kaldırma ile yapılan sporlar, spor salonlarında klimalı bir ortamda yapılırsa daha tehlikeli olur. Bazı sporlar da yararlıdır. Eğer bir kişi yüzerse ve rutin yüzerse bu bel boyun omurga için veya sırt omurgası için son derece faydalı bir spordur. Kişinin ağrı çekmesini engeller ve kaslarının güçlenmesini sağlayarak fıtık riskini bile engelleyebilir. Bazı sporlar çok faydalı bazı sporlar zararlıdır bazılarının da bel ve sırt ağrısı için faydası yok denecek kadar azdır. Mesela yürüyüşün bel için bir faydası yoktur. Genel anlamda vücuda elbette bir faydası vardır. Bir dinamizm kazandırır. Bel, boyun ve için omurga için faydalı olan spor yüzmedir, zarar verenler ise omurda ağırlık yaratan ya da mekik tarzı sporlardır.

Günümüzde iş hayatında ofis ortamları çoğaldı. Kişiler artık bulundukları yerlerde oturarak mesleklerini icra ediyorlar, hatta ofislerini evlerine taşıyorlar. Bel ve sırt ağrılarına sebep olan en büyük etkenlerden biri bilgisayardır. Çünkü saatler boyunca bilgisayar başında oturmak ve yanlış oturmak zaman içinde omurgaya binen yükü artırır. Vücudunun ağırlığıyla kişide bel-boyun ağrısı şikayetleri ortaya çıkmaya başlıyor. Bu da bir süre sonra kronik bir süreç haline geliyor. Günümüz koşullarında çok etkili olan stres de bu kasları özellikle boyun kaslarını etkileyip kasılmayı daha çok artırır. Klimalı yerde çalışan, rüzgara ve cereyana maruz kalan; bankacı, doktor, hemşire gibi meslek gruplarında maalesef çok sık bel ve boyun ağrısı çeşitleri şikayetleri artık görülüyor.

Bu test kilo aldırmıyor

Hangi besinlerin size kilo aldırdığını York Testi ile bulmak mümkün.

Vücudunuz siz farkında olmadan bazı besinlere karşı tepki veriyor olabilir. Son derece masum gözüken bir gıda türü, sindirim sisteminizde problem oluşturuyor ve sindirilemeyen besinler bağışıklık sisteminizi, aynı bir virüs veya bakteri gibi savunma sisteminizi tetikleyerek sizi hasta ediyor veya kilo almanıza sebep oluyor olabilir.
kazan kentkazankentkazankent.com
York Testi parmak ucunuzdan alınan kanı inceleyerek vücudunuzun hangi besinlere karşı intoleransı olduğunu tespit eder ve neticeye göre uygulamanız gereken beslenme programını oluşturur.

York Testi nedir ve nasıl yapılır?
York Testi sizin vücudunuzda problemlere yol açan gıdaları tespit eden bir testtir. Gıdalar kilo ile ilgili problemler oluşturabileceği gibi, migren, bağırsak problemleri, cilt hastalıkları gibi kronik hastalıklara yol açıyor olabilir. York Testi ile zaman kaybetmeden hangi gıdaların şikayetlerinize sebep olduğu belirlenir ve bu besinleri diyetinizden çıkarmanız şikayetlerinizi giderebilir. York Testi bir kan testidir.

Bu test ile zayıflamak mümkün

Size dokunan gıdaları tükettiğiniz de devamlı savaş komutu alan bağışıklık sistemi vücuda daha fazla enerji depolaması gerektiği mesajını vererek alınan yiyecek ve kalorilerin direkt yağ olarak depolanmasını sağlar yani yağ metabolizması da değişir, metabolizmanız yavaşlar, hem kilo alırız hem de aldığımız bu kiloları ne kadar diyet ve spor yapsakta vermekte çok zorlanırız. Şu an bir çok kişi York Testi yaptırark diyet ve egzersiz programına başlıyor ve başarılı sonuçlar alınıyor.

Doktor ve diyetisyenler neden bu testi tercih ediyorlar?

York Testi eski tip gıda intoleransı testler gibi sadece Total igG antikorlarını incelemez, Sub Class 4 sistemi ile IgG antikorlarının detayına iner. Eski tip testlerde hastaya pratikte uygulaması mümkün olmayan problemli 30-40 gıda listesi veriliyordu. Ancak York Testi, ortalama bir hastada, yaptığı 4 kategori incelemesi ile 3-4 gıda gibi, gerçekten size dokunan besinleri tespit eder.

DELTA 32 NEDİR?

Wall Street Journal gazetesinde yer alan bir haberde, Dr. Hutter tarafından uygulanan kemik iliği tedavisinin süreci ilk kez basında açıklanırken, 600 gün boyunca ilaç kullanmayan 42 yaşındaki hastada HIV virüsünün izine rastlanmadığı ifade edildi. Haberde 1996 yılında AIDS hastalığına karşı kullanılan antiretroviral ilaçların HIV virüsünü barındıran hücrelerin zamanla yok edeceğine inanıldığı belirtildi. Ancak HIV virüsü kendini hastanın öz DNA’sına kopyalayarak “sığınak hücreleri” denilen hücrelerde uykuya yatabilme özelliğine sahipti. Bu sayede, ilaç tedavisi ardından virüs tekrar canlanabiliyordu. Aynı yıl içinde, doktorlar yüzlerce kişiyle çok riskli cinsel ilişkide bulunmalarına rağmen virüsten etkilenmeyen eşcinsel erkekler olduğunu fark ettiler. Bu erkekler ebeveynlerinden kendilerine miras kalan bir mutasyon sayesinde HIV virüsüne bağışıklık gösteriyorlardı. Bu mutasyon, CCR5 adlı molekülün hücrelerin yüzeylerinde belirmesine engel oluyordu. CCR5, HIV virüsünün hücrenin içine girmesini sağlayan bir kapı işlevi görüyordu. Ancak Avrupa’daki nüfusunun sadece yüzde 1’inde olduğu düşünülen Delta-32 mutasyonu, CCR5 molekülünü kullanarak hücreye girebilen HIV virüsünü bloke ediyordu. Wall Street Journal gazetesinde yer alan bir haberde, Dr. Hutter tarafından uygulanan kemik iliği tedavisinin süreci ilk kez basında açıklanırken, 600 gün boyunca ilaç kullanmayan 42 yaşındaki hastada HIV virüsünün izine rastlanmadığı ifade edildi. Haberde 1996 yılında AIDS hastalığına karşı kullanılan antiretroviral ilaçların HIV virüsünü barındıran hücrelerin zamanla yok edeceğine inanıldığı belirtildi. Ancak HIV virüsü kendini hastanın öz DNA’sına kopyalayarak “sığınak hücreleri” denilen hücrelerde uykuya yatabilme özelliğine sahipti. Bu sayede, ilaç tedavisi ardından virüs tekrar canlanabiliyordu. Aynı yıl içinde, doktorlar yüzlerce kişiyle çok riskli cinsel ilişkide bulunmalarına rağmen virüsten etkilenmeyen eşcinsel erkekler olduğunu fark ettiler. Bu erkekler ebeveynlerinden kendilerine miras kalan bir mutasyon sayesinde HIV virüsüne bağışıklık gösteriyorlardı. Bu mutasyon, CCR5 adlı molekülün hücrelerin yüzeylerinde belirmesine engel oluyordu. CCR5, HIV virüsünün hücrenin içine girmesini sağlayan bir kapı işlevi görüyordu. Ancak Avrupa’daki nüfusunun sadece yüzde 1’inde olduğu düşünülen Delta-32 mutasyonu, CCR5 molekülünü kullanarak hücreye girebilen HIV virüsünü bloke ediyordu. kazan kentkazankentkazankent.com

AIDS NASIL ORTAYA ÇIKTI?

AIDS hastalığı ilk olarak 1980’de ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki San Francisco şehrinde ortaya çıktı. Halen dünyanın bir numaralı gay-lezbiyen şehri olan San Francisco’da yüz binlerce eşcinsel kadın ve erkek cinsel eğilimlerini saklamaktan vazgeçmiş ve bunu açıkça ortaya koymaya başlamışlardı. İşte bu dönemde eşcinseller arasında hızla yayılmaya başlayan, ancak ne teşhisi bir türlü konulamayan bir hastalık kendini gösterdi. 1981 yılında, yüzlerce eşcinsel erkeğin ölümüne neden olan esrarengiz hastalığa doktorlar ilk ismini koydu: Gay Related Immune Deficiency (GRID), yani Gay Bağlantılı Bağışıklık Yetmezliği. Ancak aynı yıl içinde New York ve Los Angeles’taki doktorlar bağışıklık sistemleri tamamen iflas etmiş kadın, erkek ve bebeklerden oluşan sayısız hastayla karşılaşmaya başladı. 1982 yılının sonlarında, GRID yeni tanımını, yani Acquired Immune Deficiency Syndrome (AIDS), Kazanılmış Bağışıklık Yetmezliği Sendromu adını aldı. 1982 yılında 14, 1983’te ise 33 ülkede AIDS vakaları görüldü. 1981’den itibaren 25 milyondan fazla insanın ölümüne neden olan AIDS, 2008 rakamlarına göre yaklaşık 35 milyon insana bulaşmış durumda. Aynı yıl, hastalıktan yaklaşık 2.4 milyon insan hayatını kaybetti. kazan kentkazankentkazankent.com

AIDS’te çığır açan tedavi

Alman doktorların genetik mutasyona uğratılan kök hücreleriyle bir AIDS hastasını tedavi etmeyi başarması, on milyonlarca insanın ölümüne neden olan hastalığın yok edilmesinde bir dönüm noktası olabilir.
kazan kentkazankentkazankent.com
Alman doktorların genetik mutasyona uğratılan kök hücreleriyle bir AIDS hastasını tedavi etmeyi başarması, on milyonlarca insanın ölümüne neden olan hastalığın yok edilmesinde bir dönüm noktası olabilir.

Almanya’da bulunan Charite Tıp Üniversitesi, 2008 yılında AIDS tedavisinde çığır açan bir gelişmeyle adını tüm dünyaya duyurdu. Hastane, üniversite ve araştırma merkezlerinden oluşan organizasyonun Berlin’deki kliniklerinde çalışan Dr. Gero Hutter, denediği tedavi yöntemiyle AIDS’e neden olan HIV virüsünü taşıyan bir hastanın kanından bu virüsü tamamen yok etmeyi başardı. Söz konusu hasta, lösemi ve aynı zamanda AIDS hastası olan 42 yaşındaki bir ABD vatandaşıydı. Yaklaşık 10 yıldan beri AIDS tedavisi gören hastasının lösemiden kurtulmasına yardımcı olmak için, Dr. Hutter kemik iliği nakli yapmayı istiyordu. Ancak hastanın durumu o kadar ümitsizdi ki, Dr. Hutter ve meslektaşı Eckhard Thiel hastaya HIV virüsüne bağışıklığı olan kan kök hücreleri içeren kemik iliği nakli yapmaya karar verdi.

AIDS uzmanlığı olmayan kan kanseri doktoru Dr. Hutter, doku uyumlu kemik iliği alınacak bağış merkezinden, çok az insanda görülen ve AIDS hastalığına doğal bağışıklık gösteren “Delta-32” mutasyonunu içeren ilik istedi.
Veri tabanındaki 80 potansiyel bağışçı arasından bir tanesinde Delta-32 mutasyonu bulunuyordu. Dr. Hutter hastasını tedavi etmek için mutasyona sahip kemik iliğini hem lösemi, hem AIDS hastası olan kişiye 2006 yılında nakletti.

Yaklaşık iki sene sonra oldukça iyi durumda olan hasta üzerinde yapılan testlerde AIDS virüsüne (HIV) ait hiçbir iz bulunamadı. Dr. Hutter “normal” kök hücrelerin Delta-32 genetik mutasyonuna uyumlu olabilecekleri şekilde değiştirilebileceğini kanısına vardı. Bu şekilde,
hücreler değiştirilmeleri ardından kemoterapi ve radyasyon tedavisine gerek kalmadan AIDS’li hastalara enjekte edilebilecekti.

ŞAŞIRTICI BAŞARI

Dr. Hutter 2006 yılında birinci derece kemoterapi tedavisinde başarısız olduğu zaman Delta-32 mutasyonu içeren kemik iliği nakliyle tedavi uygulamaya karar verdi. Doktorlar, naklin yapılacağı hastaya HIV virüsü kendini kanda tekrar göstereceği zamana kadar AIDS ilaçları kullanmamasını söyledi.

Ancak virüs hiçbir zaman kendini göstermedi. Neredeyse iki sene sonra, yürütülen standart testlerden hiç biri hastanın kanında virüsün izine rastlamadı. Hatta beyin hücrelerinde ve virüsün genelde saklandığı yer olan rektrum hücrelerinde de virüsten eser yoktu.

Tedavi 2008 yılı başında “Retroviruses and Opportunistic Infections” konferansında duyuruldu. Aylar içinde ise New England Journal of Medicine gibi sağlık yayınlarında yapılan tedavi hakkında makaleler yayınlanmaya başladı.

New York Times Gazetesi, Dr. Hutter’in tedavisinde elde ettiği başarıyı 13 Kasım 2008 tarihinde yayınlanan sağlık bülteninde duyurdu. Haberde, Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Ulusal Enstitüsü yöneticisi Dr. Anthony S. Fauci tedavi için, “Bu çok iyi bir durum, hatta şaşırtıcı bile değil” açıklamasını yaptı. Fauci, “Ancak uygulanabilirlik açısından şu an söz konusu olamaz” dedi.

Bunun sebebi, bu tür nakillerin hastanın bağışıklık sistemini tamamen kırması; kemik iliği, radyasyon ve ilaçlar kullanılan tedavide hastaların %10 ila %30’u hayatını kaybetmesi.
ÇIĞIR AÇABİLİR

NYT, AIDS tedavisinde kemik iliği nakli yöntemi kullanımı 1980’lerden beri denendiğine dikkat çekti. Bu tedavilerden birinde, hem AIDS hem de kan kanseri olan bir hasta kanserden dolayı tedavi başladıktan iki ay sonra ölmüş, ancak öldüğü zaman HIV virüsü taşımadığı tespit edilmişti. Bu olayda onu kemik iliği nakli ile bağlantılı olan bir şeyin koruyup korumadığı anlaşılamamıştı.

Ancak aradan geçen 20 yılı aşkın sürenin ardından, ilaç tedavisiyle büyük ölçüde önüne geçilmeye başlanan AIDS hastalığında Delta-32 mutasyonunun rol alması, hastalığın tedavisinde kırılma noktası oluşturabilecek bilgiler elde edilmesini sağladı. Tıp dünyası, şimdi uygulanabilirliği üzerinde yoğun çalışmalar yapılan tedavinin geleceği noktayı merak ediyor.

Bağışıklık Yetmezliği Sendromu adını aldı. 1982 yılında 14, 1983’te ise 33 ülkede AIDS vakaları görüldü. 1981’den itibaren 25 milyondan fazla insanın ölümüne neden olan AIDS, 2008 rakamlarına göre yaklaşık 35 milyon insana bulaşmış durumda. Aynı yıl, hastalıktan yaklaşık 2.4 milyon insan hayatını kaybetti.

Kelliğin çözümü için 4 saat yetiyor

Özellikle erkeklerin en büyük sorunlarından biri olan kellik artık kader değil. Yeni yöntemlerle kellik sorunundan 4 saatte kurtulmak mümkün.
kazan kentkazankentkazankent.com
Bazen genetik sorunlar bazen de saçın yapısı nedeniyle özellikle erkeklerde bir yaştan sonra dökülmeye başlayan saçlar kelliği de beraberinde getiriyor. Kimine göre seksi olarak kabul edilse de birçok erkek ve kadın kelliğin bir sorun olduğunu düşünüyor. Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz Estetik, Plastik ve Rekonstruktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ali Duman sorularımızı cevapladı.
Saç ekimini herkes yapamaz

Saç ekimi Türkiye’de nerelerde yapılabiliyor?

Ülkemizde ne yazık ki her yerde bu işlem uygulanabiliyor. Yasal olarak plastik cerrahi uzmanı veya dermatoloji uzmanı kontrol ve eşliğinde yapılması gereken bu operasyon, başka branş hekimleri ve pratisyen hekimler eşliğinde yapıldığı gibi hiç bir hekimin kontrolü olmaksızın da uygulanıyor.

Saç ekimi öncesinde dikkat edilmesi gereken en önemli unsur bu operasyonun bir plastik cerrah veya dermatoloji uzmanı kontrolünde yapılıyor olmasıdır. Saç ekimi yapılan ortamın sadece bu iş için hazırlanmış bir alan olması ve steril olmasına önem verilmesi gerekmektedir. Kullanılan cihazların yeni ve uygun olması gerekmektedir. Tecrübe ve teknik bilgi beceri de saç ekim ekibinde aranılması gereken özelliklerdir.

Saç ekimi uygulaması kimlere yapılır?

Saç ekimi, erkek tipi saç dökülmesi olan tüm hastalara uygulanabilir. Erkek tipi saç dökülmesi genetik olarak buna yatkın bireylerde erkeklik hormonunun etkisi ile gelişir. Saç folikülü etrafında saçı üreten hücreler, zaman içinde bu hormonun etkisiyle ölürler. Böylece saç, önce incelir, ardından uzamamaya başlar ve en sonunda tamamen dökülür. Bu durumdaki hastalarda saç ekimi en kesin ve kalıcı tedavi şeklidir. Ayrıca saçlı deride kaza ve travma sonrası yanık izi kalmış bireylere de, o bölgede kan dolaşımı olup olmadığının kontrolünün ardından saç nakli uygulanabilmektedir.

Saç yoğunluğu yüzde 50′nin altında düşerse dikkat!
Saç ekimi için belirli bir yaş sınırlaması var mıdır?
İşlem için yaştan çok dökülmenin şekli belirleyicidir. Çıplak gözle bakıldığında deri görülür hale geldiyse o bölgedeki saç yoğunluğu normal yoğunluğun yüzde 50’sinin altına düşmüş demektir. Bu durumda hastaya uygulanacak en etkili tedavi, saç ekimiyle olabilir. Sonuç olarak saç ekimi için belirli bir yaş sınırı yoktur.

Bu tedavide yaş faktörünün önemi neden ileri gelir?

Ekim işleminde yaşın belirleyici olduğu en önemli faktör, saç dökülmesinin bitip bitmemiş olmasıdır. Erkek tipi saç dökülmesi, hayat boyu süren bir olay olmasının yanı sıra 39-40 yaşından sonra dökülme hızı yavaşlar. Dolayısıyla bu yaşların altındaki hastalarda ekim yapıldığında saç dökülmesinin devam edebileceği ve hastanın daha sonra 2′inci veya 3′üncü seanslara ihtiyaç duyabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

İki ayrı yöntem var

Kaç tür saç ekim yöntemi vardır?

FUT (Follikuler Unite Transplantasyonu) ve FUE (Follikuler Unite Ekstraksiyonu) olmak üzere iki ayrı yöntem vardır. FUE yöntemi şu anda en sık kullanılan ve en popüler olan saç ekim yöntemidir.

FUT yönteminde başın arka bölgesinden alınan 3cm genişliğinde bir saç şeridinden hazırlanan kıl kökleri tek tek önceden tasarlanan alana ekilir.

FUE yönteminde ise iki kulak arasındaki bölgeden tek tek bir mikro cihaz yardımı ile alınan kıl kökleri yine özel ekipmanlar yardımı ile tespit edilen saçsız bölgelere ekilir.

Saç ekimi ne kadar sürer?

Saç ekimi 4 ila 8 saat kadar sürer. Süre kişinin saç açıklığının büyüklüğüne ve saç köklerinin yapısına göre uzayabilmektedir.

Hasta ne kadar zamanda yeni saçlarına kavuşur?

Operasyon sonrasında ekim alanında kırmızı kabuklanmalar görülür. Hasta ekim sonrası üçüncü gün başlamak suretiyle günde bir kez başını yıkayarak bu kabuklanmayı önler. 7-10 gün içinde kabuklar tamamen dökülür ve ekim alanı iyileşir. Bu kabuklarla beraber ekim yapılan saçlar da dökülür. Böylece 15 gün ila 1 ay içinde hasta ekim öncesi görünümüne döner. Daha sonra 2-3 ay kadar görünümünde bir değişiklik olmaz. Yeni saçlar 2-3 ay sonra yavaş yavaş çıkmaya başlar. Hastada değişim en çok 5 ve 6′ncı aylarda görülür. Daha sonraki dönemde her ay yüzde 10′luk bir artış olur ve ekilen saçların yüzde 90′ı ekim sonrası 9′uncu ayda ortaya çıkar. Kalan yüzde 10′u da 1 yıla kadar çıkmaya devam eder. Tüm ekimin sonucu 1 yılda alınmış olur.

Saç ekimi birden fazla uygulanabilecek bir işlem midir?

Saç ekimi, ekim yapılan alanın büyüklüğüne ve hastanın saç dökülmesinin devam edip etmemesine göre birden çok seans yapılabilir. Seanslar arası yine hastanın saç uzama süresine göre ayarlanmalıdır.

Kadınlara da saç ekilebilir

Ekilen saçlar özel bakım gerektirir mi?
Kesinlikle özel bakım gerektirmez. Bugüne kadar saçlarınıza yaptığınız her işlemi güvenle uygulayabilirsiniz.(Kestirme, yıkama, şekil verme, boya, jöle vs.)

Ekilen saçların ömrü ne kadardır?
İki kulak arasındaki bölgede bulunan saç kökleri genetik olarak dökülmemeye şifrelenmiştir. Yaşam boyu saç üretirler. Bu kökler nakledildikleri yerde kendi gen özelliklerini taşıyacaklarından dolayı sizinle birlikte ömür boyu yaşayacaklardır.

Saçları korumak için ne yapmak gerekir?
Saçın ihtiyacı olan bütün vitamin, mineral gibi maddelerin karışımından elde edilen bir sıvıyı saç köklerinin bulunduğu alana enjekte ederek yapılan mezoterapi işlemiyle saç dökülmesi durdurulabilir.

Gelecekte saç ekiminin yerini alabilecek ve hastaya daha doğal bir görünüm kazandırabilecek seçenekler olacak mı?

Şu anda erkek tipi saç dökülmesindeki en etkili tedavi şekli saç ekimidir. Halen saç klonlaması üzerine çalışmalar devam etmekle birlikte henüz elde edilen bir sonuç yoktur. Eğer bu başarılırsa saçlı deriden alınacak birkaç saç folikülü, laboratuar ortamında çoğaltılarak kısıtlama olmaksızın saçsız alana ekim yapmak mümkün olabilecektir.

Saç ekimi kadınlarda da uygulanabilir mi?

Kesinlikle uygulanabilir. Sonuçlar son derece yüz güldürücüdür.

Kalbi korumanın yolları 1

Kalp hastalıkları hem dünyada hem de Türkiye’de en önemli ölüm nedenleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle uzmanlar kalbi korumak için hem yaşam biçimine dikkat edilmesi gerektiğini hem de bazı yanlışlara inanılmaması gerektiğini savunuyorlar.kazan kentkazankentkazankent.com

Göbeğiniz varsa dikkat

Gereğinden fazla yağ depolamanın her türlüsü sağlığa zararlıdır ama özellikle karın çevresi ve göbekte biriken yağların hayatı tehdit edici bazı problemlere yol açabileceği kesindir.
kazan kentkazankentkazankent.com
Genelde “gövdesel şişmanlık” veya “elma tipi kilo alma” olarak tanımlanan, bizim “göbek-gıdık kilosu” diye adlandırdığımız bu tür kilo kazanımlarının yol açtığı sağlık sorunlarının en önemlisi, kalp krizleri ve inmelerdir. Bunları yetişkin tipi şeker hastalığı ve hipertansiyon izler.

Bel çevresinin kalınlaşmasıyla kendini gösteren bu tür şişmanlık kozmetik bir sorun olmaktan çıkmış, yaşadığımız günlerin en önemli sağlık tehditlerinden biri haline gelmiştir.

Göbek-karın yağlarının önemini birçok kez yazdık ama konu önemli olduğu için yazmaya ve aklınızda tutmaya devam edeceğiz. Çünkü son yıllarda yaşadığımız diyabet ve hipertansiyon patlamasının, kalp-damar hastalığı salgınının arkasında önemli ölçüde bu problem var.

ŞEKER HASTASI YAPABİLİYOR

Orta yaşlı kişilerde görülen ve yetişkin tipi şeker hastalığı olarak bilinen sorunun kilo artışıyla ilgisi kesindir. Bu tür diyabet vakalarının neredeyse dörtte birinin gereksiz yere alınan kilolarla oluştuğu, özellikle beş kilo ve üzerindeki kilo kazanımlarının Tip2 diyabeti tetiklediği bilinmektedir.

Bunun nedeni insülin-şeker ilişkisinin bozulması, karın, göbek ve iç organlar çevresinde, özellikle karaciğerde biriken yağların insüline cevapsızlık halini, yani insülin direncini ortaya çıkarmasıdır. Eğer genetik mirasınızda diyabet varsa, bu mirasa bir an önce kavuşmanın en etkili yolunun göbeklenmek olduğunu söyleyebilirim.

TANSİYONU YÜKSELTİYOR

Karın, göbek, kalça kilolarının kalp-damar hastalığı ve felç riskini artırdığı da kesindir. Bu artışta insülin direnci kadar kan-yağ dengesinin bozulmasının ve muhtemelen kilo artışına bağlı hipertansiyonun da katkısı vardır. Öyle görünüyor ki vücut ağırlığının yüzde 20’sini geçen artışlar koroner kalp hastalığı riskini de aynı oranda yükseltiyor.

Kilonuz arttıkça kan basıncınızın da yükseleceğini aklınızdan çıkarmayın. Kilo artışı göbek-karın bölgesindeyse bu tehlikenin kaçınılmaz olduğunu unutmayın. Fazla kilo vücudun kan basıncını ayarlayan sistemlerini çalışamaz hale getiriyor. Pek çok yolla kan basıncını yükseltiyor.

KANDA YAĞ DENGESİNİ BOZUYOR

Göbek bağlamanın iyi kolesterolü azalttığı, kötü kolesterolü yükselttiği de biliniyor. Bu süreç hipertansiyon, diyabet ve kan şekeri yükselmesi gibi diğer risklerle birleştiğinde felç-inme riskini de tetikliyor.

Özetle fazla kilolar herkeste eklemlere yük bindirir, safra taşı riskini yükseltir, mutsuzluğa ve depresyona yol açar, yorgunluk, bitkinlik, halsizlik yapar, osteoartrozdan topuk dikenine, guttan bel fıtığına pek çok romatolojik-ortopedik probleme yol açar, hormonal sistemi bozar, reflü hastalığını azdırır, solunum sistemini zorlar, varis ve benzeri problemleri, selülit yakınmalarını erken yaşlara kaydırır ama özellikle karın-göbek bölgesine yerleştiğinde yaşamı tehdit eden bu sonuçları nedeniyle daha çok ciddiye alınmalıdır.

Kansızlık neden oluşur?

Kan hücrelerinin kanamalar nedeniyle kaybedilmesi ya da bu hücrelerin gelişip büyümeleri, işlerini doğru dürüst yapabilmeleri için lazım olan maddelerin vücutta yeteri kadar kazanılmadığı durumlarda kansızlık sorunu başlar.
Basit bir hemoroid kanamasından mide bağırsak kanamasına, genç kız ve kadınlarda gereğinden uzun veya yoğun geçen periyodik kanamalardan ağrı kesicilere (mesela aspirine) bağlı mide erozyonlarına kadar birçok neden kan kaybına bağlı kansızlık yapabiliyor.

Yoğun ve uzun süren ya da çok sık tekrarlayan periyotlar nedeniyle oluşan kansızlık özellikle doğurganlık çağındaki genç kız ve kadınlarda sık görülen bir durum. Ayrıca demir eksikliği de önemli bir kansızlık nedeni.

Demir noksanlığı da özellikle kadınlarda kanamalara ve sık doğumlara bağlı kansızlıkların önde gelen nedeni. B12 ve folik asit gibi B grubu vitaminler de kansızlığa yol açabiliyor.

B12 vitaminine bağlı kansızlık sık diyet yapanlarda vejetaryenlerde et yemeyi ihmal edenlerde ve bağırsaklarda B12 emiliminin bozulduğu yaşlı insanlarda sık görülüyor.

Folik asit eksikliğine bağlı kansızlık daha seyrek görülen bir durum. Ayrıca genetik kökenli kansızlıkların olduğu da akılda tutulmalıdır.

Sezaryen gerekçeleri nelerdir?

Doğum yapan kadınların dörtte birine yakını bazı gerekçelerle sezaryene gitmek zorunda kalabilir. Normal şartlarda yüzde 15-20 civarı bir sezaryen oranı kabul edilebilir olarak görülmektedir. Ultrason ve fetal monitör gibi erken teşhis yöntemleri ve bunların kullanımının yaygınlaşması ise sezaryen oranlarını etkileyebilir niteliktedir. Doktorun sezaryen önerebileceği durumlar şunlardır:

Önceden sezaryen geçirilmişse veya rahimle ilgili bir operasyon yapılmışsa
Bebek çok iri ise
Bebek makat veya ayak ile geliyorsa
Bebek omuzuyla geliyorsa (yan duruş)
Plasenta (eş) ile ilgili problem varsa (erken ayrılması veya önde gelmesi gibi)
Kuvvetli ağrılara rağmen doğum yavaş ilerliyorsa veya ilerleme durmuşsa
Kordon sarkması varsa
HIV veya genital herpes varsa
Çoğul gebelik mevcutsa (ikiz, üçüz gibi)
Bebeğin kalp atımları bozulmuşsa
Şeker veya yüksek tansiyon gibi ciddi ve yoğun bakım gerektiren bir durum varsa
Bebeğin belirli bir doğumsal anormalliği varsa

Selenyum ne işe yarıyor?

Selenyumun güçlü bir antioksidan olan glutatyon perokzidazın yapıtaşı olması, bu doğal mineralden antioksidan olarak faydalananların sayısını artırdı. Araştırmalar, özellikle yoğun tarım yapılan topraklarda yetişen yiyeceklerin selenyumdan yoksun kaldığını ve bu nedenle yiyeceklerle kazandığımız selenyum miktarının her yıl biraz daha azaldığını gösteriyor.

Vücuda daha çok selenyum kazandırmanın en iyi yolu daha çok balık, kırmızı et, yumurta, tavuk ve baklagil yemektir. Eğer bundan emin değilseniz zaman zaman 2-3 aylık sürelerle 50-100 mikrogram günlük dozlarda selenyum kürleri uygulayabilirsiniz.

Selenyum desteğinin tavsiye edildiği durumlardan biri de Haşimato hastalığı. Haşimato hastalarında selenyum desteği kullanmanın sorunu kontrol altına almayı kolaylaştırabileceği belirtiliyor.

Bu hastalık tanınmıyor

Kalın bağırsak kanseri, Türkiye’de az tanınan hastalıklar arasında yer almaya devam ediyor; 18 yaş üstü nüfusun yüzde 94’ü kalın bağırsak kanseri hastalığını bilmiyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Mart ayı, Kalın bağırsak Kanseri Bilinçlendirme Ayı olarak kabul ediliyor.
kazan kentkazankentkazankent.com
Mart ayı, tüm dünyada ve Türkiye’de her yıl kalın bağırsak kanseri bilinçlendirme ayı olarak kabul ediliyor. “Kalın bağırsak Kanseri Bilinçlendirme Ayı”, kalın bağırsak kanserinin belirtileri, teşhis yöntemleri ve nasıl engellendiği konusundaki kamu bilincini arttırmak, 50 yaşını geçmiş herkesi kalın bağırsak kanseri riskini azaltmak için düzenli taramalar yapmaya teşvik etmek amacını güdüyor.

Bilinçlendirmenin Türkiye’de de yaygın bir şekilde yapılması büyük önem taşıyor. Çünkü, Türkiye’de kalın bağırsak kanserinin bilinirliğini ölçmek üzere yapılan araştırmaların sonuçları, hastalığın az tanınan hastalıklar arasında yer almaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de 18 yaş üstü nüfusun yüzde 94’ünün kalın bağırsak kanseri hakkında bilgisi bulunmuyor. Kalın bağırsak kanserini bildiğini söyleyen deneklerin üçte ikisi de tedavi yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmadığını belirtiyor.

Kalın bağırsak kanserinin teşhisi:

Tarama amacıyla 50 yaş üzerindeki her erişkinin 10 yılda bir kolonoskopik taraması, her yıl dışkıda gizli tan tayini ve her beş yılda bir sigmoidoskopik tetkikinin yapılması gerektiğini söyleyen uzmanlar, yine her on yılda bir çift kontrastlı kolon grafilerinin de çekilmesinin önemli olduğunu belirtiyorlar. ,

Araştırmalar kalın bağırsak kanseri nedeniyle meydana gelen ölümlerin yarısının tarama, izleme ve halihazırda mevcut olan yöntemlerle tedavi edilmesi yoluyla önlenebildiğini ortaya koyuyor.

Kalın bağırsak kanseri tedavisi:

Hastalığın tedavisinde cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, hedefli tedaviler (monoklonal antikorlar) kullanılmaktadır. Erken evrede tanının konması, tam şifa ile sonuçlanır.

Dünyada kalın bağırsak kanseri:

Dünyada her yıl yaklaşık bir milyon yeni hastaya kalın bağırsak kanseri teşhisi konulmaktadır, bu vakaların hemen hemen yarısı (400 bin) Avrupa’da görülmektedir. Kalın bağırsak kanseri, hem kadınlar hem de erkeklerde ölüme sebebiyet veren kanser tipleri arasında Avrupa’da ikinci sırayı, tüm dünyada üçüncü sırayı almakta ve her yıl Avrupa’da 200 bin, tüm dünyada ise 700 bin kişinin ölümüne neden olmaktadır.

Türkücü Hakkı Bulut’un kızına kapkaç saldırısı

İstanbul Bahçelievler’de türkücü Hakkı Bulut’un ingilizce öğretmeni olan kızı Nazlı Bulut evine giderken bir kapkaçcının saldırısına uğradı. Omuzundaki çantayı vermek istemeyen Nazlı Bulut’u kapkaçcı yerde yaklaşık 10 metre sürükledi. Kızıyla birlikte polis merkezine gelen Hakkı Bulut, “Başbakan her şey yolunda olduğunu söylüyor ama gerçekler öyle değil. Can ve mal güvenliğimiz maalesef yeteri kadar yok”dedi.
kazan kentkazankentkazankent.com
Avcılar’daki bir okulda ingilizce öğretmenliği yapan Nazlı Bulut, dün akşam saat 20.30 sıralarında Şirinevler’deki Metrobüs durağında indi. Evine gitmek için yürüyen Nazlı Bulut’un önü henüz kimiliği belirsiz bir kişi tarafından kesildi. Kapkaçcı, Nazlı Bulut’un omuzundaki çantasını almak istedi. Çantasını vermek isteyen Nazlı Bulut yere düştü. Saldırgan, Nazlı Bulut’u yaklaşık 10 metre sürüklemesine ramen çantayı alamadı. Olay sırasında iki bacağında sıyrıklar oluşan Nazlı Bulut, sağlık kontrolünün ardından babası Hakkı Bulut ile Bahçelievler Polis Merkezi’ne geldi. Hakkı Bulut, “Kızımın önünü kesen bir kapkaçcı çantasını almak için yerde sürüklemiş. Can ve mal güvenliğimiz maalesef yeteri kadar yok” dedi.

cinsel sohbet - cinsel chat - kazan kent - kazankent - kazankent.com